Obzor'da Bir Erasmus+ Haftası: Öğrenmek, Denemek ve Birlikte Üretmek
Obzor'da geçirdiğim bir hafta boyunca farklı ülkelerden gençlerle birlikte iletişimden liderliğe, gönüllülükten dijital araçlara, çevre bilincinden proje geliştirmeye kadar birçok konuyu sadece konuşmadık, deneyerek öğrendik.

10-16 Eylül 2025 tarihleri arasında Bulgaristan'ın Obzor şehrinde gerçekleşen Erasmus+ projesine Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Çekya'dan gençler katıldı. Bir hafta boyunca farklı ülkelerden gelen katılımcılarla birlikte kültürlerarası iletişim, gençlik çalışmaları, liderlik, gönüllülük, çevre bilinci, dijital araçlar ve proje geliştirme gibi birçok farklı konu üzerine çalıştık.
Projeye başlamadan önce kafamda Erasmus+ projeleriyle ilgili bazı beklentiler vardı. Farklı ülkelerden insanlarla tanışmak, İngilizce konuşmak, yeni bir kültür görmek ve eğlenceli aktivitelerde yer almak bunların başında geliyordu. Ancak proje ilerledikçe Erasmus+ deneyiminin sadece başka bir ülkeye gitmek ve yeni insanlarla tanışmaktan çok daha fazlası olduğunu gördüm.
Özellikle non-formal eğitim yöntemleriyle yapılan aktiviteler sayesinde bazı konuları doğrudan deneyimleyerek öğrendik. Bazen bir oyun oynadık, bazen bir görev tamamladık, bazen de grup içinde bir karar vermeye çalıştık. Daha sonra yaptığımız değerlendirmelerde aslında bu aktivitelerin arkasında iletişim, liderlik, takım çalışması, problem çözme veya gönüllülük gibi belirli öğrenme hedeflerinin olduğunu fark ettik.
Projenin ortak dili İngilizceydi. Bu nedenle hafta boyunca günlük konuşmaların büyük bölümünü İngilizce yaptık. İngilizce konusunda kendimi geliştirmek için iyi bir fırsat oldu. Bir şeyi anlatmaya çalışırken kelime bulamadığım zamanlar da oldu, kendimi tekrar etmek zorunda kaldığım zamanlar da. Ancak konuşmaya devam ettikçe hata yapmanın iletişim kurmaya engel olmadığını daha iyi anladım.
Bulgaristan ve Romanya gibi Balkan ülkelerinden gelen katılımcılarla konuşurken Türkiye ile bu ülkeler arasındaki kültürel benzerlikleri de fark ettim. Bazı kelimelerin benzer olması, yemek kültüründeki ortak noktalar ve günlük hayattaki bazı davranışların birbirine yakın olması dikkatimi çekti. Bir yandan farklı kültürleri tanırken diğer yandan aslında birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu görmek güzel bir deneyimdi.
İlk Gün: Tanışmak ve Konfor Alanından Çıkmak
Projenin ilk günü birbirimizi tanımaya yönelik aktivitelerle başladı. İlk etapta farklı ülkelerden gelen insanların aynı ortamda bulunması nedeniyle herkes biraz temkinliydi. Kimin nasıl biri olduğunu, kimle daha kolay iletişim kurabileceğimizi henüz bilmiyorduk.
İlk aktivitelerden biri isimlerimizle ilişkilendirdiğimiz bir dans hareketi oluşturmaktı. Her ülkeden bir kişinin bulunduğu gruplara ayrıldık. Herkes kendi ismiyle bağlantılı bir hareket düşündü ve bunu grubuna gösterdi. Daha sonra grup olarak öğrendiğimiz hareketleri tekrar ettik.
Başlangıçta biraz garip gelse de kısa sürede herkesin oyuna dahil olması ortamın değişmesini sağladı. İnsanların birbirlerinin yanında daha rahat davranmaya başladığını gördük.
Daha sonra bir energizer yaptık. Bu etkinlikte kimin dans ettiğini tahmin etmeye çalıştık. Oldukça basit bir oyun olmasına rağmen grubun enerjisini yükseltti ve insanlar arasındaki mesafeyi azaltmaya yardımcı oldu.
İsimleri daha kolay öğrenebilmek için sahilde bir isim quizi de yaptık. İki gruba ayrıldık ve grupların birbirini görmesini engellemek için aramıza bir kumaş çekildi. Her gruptan bir kişi kumaşın önüne geçti. Kumaş indirildiğinde karşısındaki kişinin ismini ilk söyleyen kişi oyunu kazandı.
Günün en eğlenceli aktivitelerinden biri ise speed date oldu. Buradaki amaç romantik bir buluşma değil, kısa sürede mümkün olduğunca çok kişiyle tanışmaktı. Her biriyle yaklaşık iki dakika konuştuk ve verilen konu hakkında fikirlerimizi paylaştık. Süre bittiğinde başka bir kişiye geçtik.
Bu aktivite sayesinde kısa sürede birçok kişiyle konuşma fırsatı bulduk. Normal şartlarda belki de sadece kendi grubumuzdaki birkaç kişiyle iletişim kuracakken bu yöntem sayesinde farklı ülkelerden birçok kişiyle sohbet ettik.
Günün sonunda Erasmus+ projelerinde uyulması gereken genel kurallar hakkında bilgilendirme yapıldı. Proje sürecinde birbirimize ve bulunduğumuz ortama karşı nasıl davranmamız gerektiğini konuştuk. Böylece hem eğlenceli hem de öğretici bir ilk gün geçirdik.
İkinci Gün: Spider Web ve Liderliği Deneyimlemek
İkinci güne Spider Web aktivitesiyle başladık. İki direk arasına ipler bağlayarak örümcek ağını andıran bir düzenek oluşturduk. Takımdaki herkesin bu ağın farklı boşluklarından geçmesi gerekiyordu. Ancak bunu yaparken iplere dokunmamamız gerekiyordu.
İlk başta kolay gibi görünse de takım büyüdükçe işin zorlaştığını fark ettik. Herkesin farklı bir fikri vardı. Kimin önce geçeceği, hangi boşluğun kullanılacağı ve birbirimize nasıl yardımcı olacağımız konusunda konuşmamız gerekti.
Aktivitenin ikinci bölümünde takımlar yer değiştirdi ve diğer takımın hazırladığı ağdan geçmeye çalıştık. Böylece farklı bir düzenekle karşılaştık ve yeniden bir çözüm üretmek zorunda kaldık.
Bu aktivitenin ardından liderlik üzerine değerlendirme yaptık. İyi bir liderin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini konuştuk. Aynı zamanda kötü liderlik davranışlarının neler olabileceğini de değerlendirdik.
Öğleden sonra Mission Impossible aktivitesine geçtik. Farklı ülkelerden katılımcıların bulunduğu gruplar halinde Obzor merkeze gittik. Bize çeşitli görevler verildi ve bunları grup olarak tamamlamamız istendi.
Birbirimizin dillerinde komik ifadeler söyledik. Bir yabancıya dört farklı dilde merhaba demeyi öğrettik. Obzor'da yaşayan insanlara şehirde en sevdikleri yeri sorduk. Bazı görevleri yaparken fotoğraf ve videolar çektik.
Bu aktivitenin en güzel taraflarından biri şehirle doğrudan iletişim kurmamızdı. Sadece proje alanında kalmadık. Obzor sokaklarında insanlarla iletişim kurduk ve farklı bir ortamda takım olarak hareket etmeyi deneyimledik.
Akşam geri döndüğümüzde grupların hazırladığı videoları izledik. Her grubun aynı görevleri farklı şekillerde gerçekleştirdiğini görmek oldukça eğlenceliydi.
Üçüncü Gün: Gençlik Çalışmalarını Konuşmak
Üçüncü gün eğitim türleri üzerine çalışarak başladık. Formal, non-formal ve informal eğitimin ne anlama geldiğini konuştuk. Gruplara ayrılarak her eğitim türüne günlük hayattan örnekler verdik.
Bu konu özellikle Erasmus+ projeleri açısından önemliydi. Çünkü proje boyunca yaptığımız çalışmaların büyük bölümü non-formal öğrenme yöntemlerine dayanıyordu. Bir konu hakkında sadece sunum dinlemek yerine oyunlar, grup çalışmaları, tartışmalar ve uygulamalar aracılığıyla öğreniyorduk.
Daha sonra ülke gruplarına ayrıldık. Her ülke kendi gençlik çalışmalarını değerlendirdi. Gençlerin karşılaştığı olumlu ve olumsuz durumları konuştuk. Gençlere yönelik hangi çalışmaların yapıldığını ve hangi alanlarda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu tartıştık.
Bu bölümde farklı ülkelerdeki gençlerin karşılaştığı sorunları karşılaştırma fırsatımız oldu. Her ülkenin kendine özgü koşulları olsa da bazı problemlerin ortak olduğunu fark ettik.
Öğleden sonra farklı ülkelerden kişilerin yer aldığı gruplara ayrıldık. Gençlere nasıl ulaşabileceğimizi tartıştık. Özellikle toplumda azınlık durumda olan veya gençlik çalışmalarına ulaşmakta zorlanan gençleri bir araya getirebilecek etkinlikler üzerine fikirler geliştirdik.
Gruplar olarak hazırladığımız etkinlikleri daha sonra sahnede sunduk. Bu süreçte sadece bir etkinlik fikri üretmedik. Aynı zamanda hedef kitleyi, ihtiyaçları ve etkinliğin nasıl uygulanabileceğini de düşünmek zorunda kaldık.
Gençlik çalışmalarında internet meme'lerinin kullanımını da konuştuk. Günümüzde gençlerin iletişim kurma biçimlerinin değiştiğini ve gençlere ulaşmak için onların kullandığı iletişim araçlarını anlamanın önemli olduğunu değerlendirdik.
Akşam Bulgaristan kültür gecesine katıldık. Bulgaristan kültürüne ait yemekleri, müzikleri ve gelenekleri tanıdık. Geleneksel bir Bulgaristan düğününü deneyimlemek de gecenin eğlenceli bölümlerinden biri oldu.
Dördüncü Gün: Kelimeler Olmadan İletişim Kurmak
Dördüncü gün iletişim üzerine odaklandık. İlk olarak sözsüz iletişim yöntemlerini konuştuk. Bazen bir kelime bile söylemeden bir düşünceyi anlatmaya çalıştık.
Ses tonunun, yüz ifadelerinin ve beden hareketlerinin iletişimde ne kadar önemli olduğunu deneyimledik. Farklı ülkelerden gelen insanların aynı hareketi veya ifadeyi nasıl yorumladığını görmek de ilginçti.
Daha sonra gruplara ayrıldık ve bir filmi otuz saniye içerisinde mümkün olduğunca az kelime kullanarak anlatmaya çalıştık. Kelimeleri azaltmak zorunda kaldığımız için beden dilini ve yaratıcılığı daha fazla kullanmamız gerekti.
Sonrasında bir pazarlama çalışması yaptık. Rastgele bir eşya seçtik ve bu eşya için kısa bir reklam metni hazırladık. Ardından bu metni kullanarak reklam videosu çektik.
Bu çalışma hem eğlenceliydi hem de yaratıcılığımızı kullanmamızı sağladı. Bir ürünü tanıtmak için her zaman uzun açıklamalara ihtiyaç olmadığını, kısa ve doğru mesajların da etkili olabileceğini gördük.
Akşam Intercultural Night düzenlendi. Türkiye'den getirdiğimiz yiyecek ve içecekleri diğer katılımcılara tanıttık ve Türkiye hakkında bazı hikâyeler anlattık.
Biz de küçük hediyeler hazırladık. Çekiliş yaparak bir nazar boncuğu ve geleneksel çini desenli Türk kahvesi takımı hediye ettik.
Beşinci Gün: Dijital Araçlar ve Gönüllülük
Beşinci gün dijital araçlar üzerine çalıştık. Erasmus+ projelerinde ve gençlik çalışmalarında hangi dijital araçların kullanılabileceğini konuştuk. Farklı uygulamaların hangi amaçlarla kullanılabileceği üzerine fikirlerimizi paylaştık.
Dijital araçların sadece sosyal medya veya günlük iletişim için kullanılmadığını bir kez daha gördük. Proje planlamak, ekip içinde iletişim kurmak, içerik üretmek, sunum hazırlamak ve gençlere ulaşmak için de birçok dijital araç kullanılabiliyor.
Daha sonra günlük hayatında gönüllülük yapan katılımcılar kendi deneyimlerini anlattı. Hangi organizasyonlarda çalıştıklarını, ne tür faaliyetlerde yer aldıklarını ve gönüllülüğün hayatlarına nasıl katkı sağladığını paylaştılar.
Farklı ülkelerden insanların gönüllülük deneyimlerini dinlemek benim için oldukça değerliydi. Gönüllülüğün farklı ülkelerde farklı şekillerde uygulanabildiğini, ancak temelinde insanların topluma katkı sağlama isteğinin bulunduğunu görmek güzeldi.
Günün devamında gruplara ayrıldık ve kendi organizasyonumuzu tasarladık. Çalışmamızı SMART hedeflerine uygun şekilde planladık. Hedeflerin spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, ilgili ve zaman sınırlı olması gerektiğini değerlendirdik.
Aynı zamanda KISS yaklaşımını kullandık ve hedeflerimizi mümkün olduğunca kısa ve anlaşılır tutmaya çalıştık. NAOMIE yaklaşımıyla da ihtiyaçları, amacı, hedefleri, yöntemleri, uygulama sürecini ve değerlendirme aşamasını planladık.
Altıncı Gün: Nesebar'da Kültür ve Çevre
Altıncı gün Nesebar'a kültür gezisi düzenledik. Nesebar'ın tarihi ve kültürel yapısını keşfetme fırsatı bulduk.
Ancak gezimizin sadece kültürel bir gezi olmasını istemedik. Bize çevreyle ilgili de bir görev verildi. Geri dönüşüm alanlarını, yeşil alanları, çöp yığınlarını ve çevre kirliliğini gözlemledik.
Gördüğümüz alanların fotoğraflarını çektik. Böylece günlük hayatımızda çoğu zaman fark etmeden geçtiğimiz çevre sorunlarına daha dikkatli bakmaya başladık.
Çevre bilinciyle ilgili çalışmaların sadece teorik konuşmalardan ibaret olmadığını görmek önemliydi. Bir şehri gezerken çevresini gözlemlemek, sorunları fark etmek ve bunları görünür hale getirmek de öğrenme sürecinin bir parçasıydı.
Yedinci Gün: Değerlendirme ve Gelecek Planları
Projenin son gününde biraz daha geriye dönüp baktık. Bir hafta boyunca yaptığımız aktiviteleri ve öğrendiklerimizi değerlendirdik.
Geleceğe yönelik planlarımız hakkında konuştuk. Ortaya attığımız fikirlerin önümüzdeki bir yıl içinde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini tartıştık. Bunun için hangi kaynaklara ihtiyaç duyacağımızı ve kimlerle iş birliği yapabileceğimizi değerlendirdik.
Bu bölüm benim için projenin en önemli kısımlarından biriydi. Çünkü proje boyunca sadece yeni bilgiler öğrenmekle kalmadık. Öğrendiklerimizi bundan sonra nasıl kullanabileceğimizi de düşünmeye başladık.
Bir Erasmus+ projesinin bitmesiyle öğrenme sürecinin de bitmediğini fark ettim. Proje sırasında öğrendiğimiz bir iletişim yöntemini, liderlik yaklaşımını veya proje geliştirme tekniğini kendi hayatımızda ve gençlik çalışmalarında kullanmaya devam edebiliriz.
Akşam Youthpass belgelerimizi aldık. Ardından proje boyunca birlikte vakit geçirdiğimiz insanlarla vedalaştık.
Bu Proje Bana Ne Kattı?
Obzor projesinden geriye dönüp baktığımda en önemli kazanımlarımın başında iletişim geliyor. Özellikle kalabalık grupların içinde kendimi daha rahat ifade etmeye başladığımı fark ettim.
Projenin ilk günlerinde bazı aktivitelerde daha çekingen davranırken zaman geçtikçe daha fazla söz almaya başladım. Grup içinde fikir belirtmek, başkalarının fikirlerini dinlemek ve ortak bir karar vermek konusunda kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum.
İngilizce konuşma pratiği de projenin önemli kazanımlarından biri oldu. Her gün farklı ülkelerden insanlarla İngilizce konuşmak zorunda olmak, teorik olarak çalışmaktan farklı bir deneyimdi. Bazen kelime bulmakta zorlandım ama iletişim kurmaya devam ettim. Bu da hata yapma konusunda daha rahat olmamı sağladı.
Liderlik konusunda da önemli deneyimler kazandım. Liderliğin sadece gruba yön vermek olmadığını gördüm. İyi bir liderin dinlemesi, gerektiğinde sorumluluk alması, farklı fikirleri değerlendirmesi ve grubun birlikte hareket etmesini sağlaması gerekiyor.
Grup çalışmalarının her zaman kolay olmadığını da deneyimledim. Özellikle 10-12 kişilik gruplarda herkesin farklı bir fikri olabiliyor. Herkes kendi düşüncesini savunmak istediğinde karar almak zorlaşabiliyor. Ancak bu durum aynı zamanda sabırlı olmayı, dinlemeyi ve ortak bir noktada buluşmayı öğrenmemizi sağlıyor.
Projede verilen bazı görevler ilk anda sadece eğlence amaçlı veya anlamsız gibi görünebiliyordu. Fakat sonrasında koordinatörümüzün yaptığı değerlendirmeler ve bizim gerçekleştirdiğimiz sunumlar sayesinde bu aktivitelerin aslında belirli öğrenme amaçları olduğunu fark ettik.
Örneğin bir oyun sırasında kimin liderlik yaptığı, kimin geri planda kaldığı, grubun nasıl karar aldığı ve insanların birbirlerini nasıl dinlediği gözlemlenebiliyordu.
Obzor'dan Geriye Kalan
Bu proje benim için sadece Bulgaristan'da geçirilen bir hafta değildi. Farklı ülkelerden insanlarla aynı ortamda yaşamak, birlikte çalışmak, bazen anlaşmakta zorlanmak, bazen aynı şeye gülmek ve sonunda ortak bir deneyim oluşturmak benim için değerliydi.
Bir hafta boyunca farklı kültürleri tanıdık. İngilizce konuştuk. Yeni insanlarla tanıştık. Grup çalışmaları yaptık. Şehirleri keşfettik. Liderlik üzerine düşündük. Gençlik çalışmalarını tartıştık. Gönüllülük deneyimlerini paylaştık. Dijital araçları kullandık ve çevre sorunlarına farklı bir gözle baktık.
En önemlisi de farklılıklarımızın iletişim kurmamıza engel olmadığını gördük. Farklı diller konuşsak da benzer şeylere gülebildik. Farklı ülkelerden gelsek de benzer sorunlar hakkında konuşabildik. Farklı kültürlere sahip olsak da ortak bir çalışma ortaya çıkarabildik.
Obzor'dan ayrılırken yanımda sadece bir Youthpass belgesi veya fotoğraflar götürmedim. Kendimi daha rahat ifade edebildiğimi, farklı insanlarla daha kolay iletişim kurabildiğimi ve grup içinde daha aktif rol alabildiğimi fark ederek ayrıldım.
Obzor'da geçirdiğim bu hafta benim için öğrenmenin, iletişim kurmanın ve birlikte üretmenin güzel bir örneği olarak hafızamda kaldı. Farklı ülkelerden gelen insanların kısa bir süre içinde ortak bir öğrenme ortamı oluşturabilmesi, Erasmus+ projelerinin neden bu kadar değerli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Digital and Eco-Friendly Leadership for Young Changemakers Erasmus+ Proje Katılımcısı Yücel Kültür Vakfı Genç Sayfa Erasmus+ Deneyim Yazıları