Erasmus+ Deneyim Yazısı

Digital Horizons: Dijital Dünyaya Açılan 11 Günlük Bir Yolculuk

Bazı yolculuklar bittiğinde geriye sadece fotoğraflar kalır. Bazılarında ise eve döndüğünüzde yanınızda yeni bilgiler, yeni insanlar, yeni sorular ve kendinizle ilgili fark ettiğiniz şeyler olur. Digital Horizons benim için tam olarak böyle bir deneyimdi.

Digital Horizons 04-14 Haziran 2025 Bansko, Bulgaristan Dijital Okuryazarlık
Digital Horizons Erasmus+ projesinden bir an

Projeye giderken dijital dünyaya tamamen yabancı değildim. Sosyal medya kullanıyordum, farklı dijital araçlardan haberdardım ve günlük hayatımda teknolojiden sık sık yararlanıyordum. Bu nedenle projeye başlarken aslında çok şaşıracağımı düşünmüyordum.

Fakat Bansko'da geçirdiğim günler ilerledikçe bunun ne kadar yanlış bir varsayım olduğunu fark ettim.

Çünkü Digital Horizons bana yalnızca Canva, CapCut, Padlet ya da LinkedIn gibi araçları öğretmedi. Bana teknolojiyi nasıl daha yaratıcı kullanabileceğimi, sosyal medyada sadece tüketici değil üretici de olabileceğimi, farklı düşüncelere sahip insanlarla birlikte nasıl çalışabileceğimi ve bazen en önemli öğrenmelerin planladığım şeylerin dışında gerçekleştiğini gösterdi.

Bu yüzden bu yazı benim için sadece "Projede neler yaptım?" sorusunun cevabı değil. Biraz da "Bu proje bana ne yaptı?" sorusunun cevabı.

İlk gün: Henüz kimseyi tanımıyordum

Bansko'ya ulaştığım ilk günün en belirgin duygusu meraktı. Farklı ülkelerden insanların bir araya geldiği bir projeye ilk kez başlamıyordum ama her Erasmus+ projesinin kendine özgü bir başlangıcı oluyor. Otele geldiğimde farklı ülkelerden gençlerle karşılaşmaya başladım. Henüz kimseyi tam olarak tanımıyordum.

Akşam hep birlikte ilk toplantımızı yaptık. Kolaylaştırıcılar kendilerini tanıttı, projenin genel akışından bahsetti ve ardından sıra bize geldi. Herkes kısaca kendisini anlattı: isimler, ülkeler, yaşadığımız şehirler ve ilgi alanlarımız...

Sonra Human Bingo oynadık. Aslında basit bir tanışma oyunu gibi görünüyordu ama kısa sürede ortamın değiştiğini hissettim. Birbirimizi tanımayan insanlar olarak başladığımız akşamın sonunda herkes birbirinin yanına gidiyor, konuşuyor ve ortak noktalar bulmaya çalışıyordu.

İlk gecenin sonunda henüz bir ekip değildik. Ama artık yabancı da değildik.

İlk adımlar: Birbirimizi gerçekten tanımaya başlamak

Ertesi gün projeye daha hareketli başladık. Çekya'dan gelen ekiple birlikte yeniden tanışma etkinlikleri yaptık. İsimleri aklımızda tutmaya çalıştık, birbirimizin resimlerini çizdik ve proje boyunca kullanacağımız ortak bir duvar çalışması oluşturmaya başladık.

Sonra projeden beklentilerimizi, korkularımızı ve projeye ne katabileceğimizi yazdık. Henüz projenin başındaydık ve herkesin kafasında birbirinden farklı beklentiler vardı. Kimi yeni arkadaşlıklar kurmak, kimi yeni dijital araçlar öğrenmek, kimi İngilizcesini geliştirmek, kimi ise sadece yeni bir deneyim yaşamak istiyordu.

Günün ilerleyen saatlerinde farklı insanlarla kısa sohbetler yaptık. Ardından takım çalışmasına geçtik ve spagetti ile cipslerden mümkün olan en yüksek kuleyi yapmaya çalıştık.

İlk bakışta basit görünen bu çalışma, farklı fikirleri dinlemenin, denemenin, başarısız olup yeniden başlamanın ve ortak bir sonuç üretmenin küçük bir örneğine dönüştü.

Dijital dünyaya giriş

Sonraki günlerde artık projenin ana konusuna daha doğrudan girmeye başladık. Öncelikle Erasmus+ ve Youthpass hakkında konuştuk. KA1, KA2 ve KA3 gibi farklı proje türlerini ele aldık.

Ardından dijital okuryazarlık üzerine çalıştık. Her ülke kendi ülkesindeki dijital okuryazarlık durumunu araştırdı ve diğer katılımcılarla paylaştı.

Aynı kavramın farklı ülkelerde ne kadar farklı şekillerde ele alınabildiğini görmek benim için oldukça ilginçti. Kendi deneyimlerimi başka ülkelerden gelen gençlerin deneyimleriyle karşılaştırdım. Bazı konularda birbirimize çok benziyor, bazılarında ise ciddi biçimde ayrılıyorduk.

Dijital dünyayı yalnızca kendi bulunduğum yerden değerlendirmemem gerektiğini bir kez daha fark ettim.

Bir afiş, bir fikir ve biraz yaratıcılık

Ardından uygulamalı çalışmalara geçtik. Canva ve Piktochart kullanarak gruplar halinde afişler hazırladık. Benim grubum "Gençler için 5 dijital araç" ve "Her gün kullandığımız dijital araçlar" konularını seçti.

Canva'yı daha önce kullanmıştım ancak burada mesele yalnızca güzel görünen bir tasarım hazırlamak değildi. Bir bilgiyi nasıl daha anlaşılır hâle getirebiliriz? Bir genç postere baktığında ilk olarak neyi görmeli? Ne kadar metin kullanmalıyız? Hangi bilgiyi görselleştirebiliriz?

Çalışmalarımızı diğer gruplara sunduğumuzda ortak üretimin başka bir yönünü de gördüm. Bir grubun tasarımı başka bir gruba fikir veriyor, bir başkasının yorumu bizim çalışmamızı geliştirebiliyordu. Tek başıma belki daha hızlı ilerleyebilirdim ama birlikte çalışınca daha fazla fikir ortaya çıktı.

CapCut ile tanışmak: "Ben video da mı yapacağım?"

Projenin benim için en keyifli bölümlerinden biri video çalışmalarıydı. Çünkü daha önce video düzenleme konusunda neredeyse hiçbir şey bilmiyordum.

Önce CapCut'ın temel özelliklerini öğrendik. Ardından farklı video araçlarını ve video üretim sürecini ele aldık. Sonra gruplara ayrıldık, fikirler geliştirdik, çekimler yaptık ve düzenleme aşamasına geçtik.

"Burayı keselim", "Buraya müzik ekleyelim", "Şunu biraz değiştirelim" ve "Tekrar çeksek daha iyi olabilir" gibi cümleler kurarken kendimi gerçekten üretim sürecinin içinde buldum.

Benim için en önemli şey videonun mükemmel olması değildi. Daha önce bilmediğim bir şeyi deneyerek kendi başıma bir sonuç ortaya çıkarabilmiş olmamdı. Bazen bir beceriyi öğrenmenin en güzel tarafı uzmanlaşmak değil, ilk kez "Ben bunu yapabiliyorum" diyebilmek.
Digital Horizons projesinde dijital üretim ve takım çalışması
Digital Horizons boyunca dijital araçlar teoride kalmadı; tasarım, video ve ortak üretim çalışmalarının doğrudan bir parçasına dönüştü.

Kültür geceleri: Dijital dünyanın dışına çıkmak

Digital Horizons sadece eğitimlerden oluşmuyordu. Akşamları kültür geceleri düzenliyorduk. Romanya ve Bulgaristan ile başlayan geceler Türkiye, Sırbistan, Çekya ve Yunanistan ile devam etti.

Türkiye gecesinde ülkemizi anlatmak için iki video hazırladık, kısa bir sunum yaptık ve insanların Türkiye hakkındaki bilgilerini eğlenceli şekilde test eden bir quiz düzenledik. Ardından yemekler, müzikler ve danslar geldi.

Diğer ülkelerin gecelerinde de yeni şeyler öğrendim. Bir ülkeyi tarihini veya coğrafyasını okuyarak tanımak başka, o ülkeden bir gençle sohbet etmek, sevdiği müziği dinlemek ve getirdiği bir yiyeceği tatmak bambaşka bir deneyim.

Daha önce Çekya'dan hiç arkadaşım olmamıştı. Bu proje benim için bu açıdan da bir ilk oldu.

Padlet, LinkedIn ve dijital kimliğim

Sonraki gün Padlet ile çalışmaya başladık ve herkes kendi gönderilerini oluşturdu. Ardından LinkedIn workshopuna geçtik.

LinkedIn'in nasıl kullanılabileceğini ve profesyonel bir profilin nasıl oluşturulabileceğini konuştuk. Kendi profilimi örnek olarak göstermeye gönüllü oldum. Profil fotoğrafı, biyografi, deneyimler ve dijital görünürlük gibi alanları birlikte değerlendirdik.

Hesabı olmayan bazı katılımcılar hesap oluştururken mevcut hesabı olanlar profillerini güncelledi. Bu çalışma bana dijital kimliğin de gerçek hayattaki kimliğimiz kadar önemli olabildiğini düşündürdü.

Artık insanlar hakkında ilk izlenimimizi yalnızca yüz yüze karşılaşarak edinmiyoruz. Bazen önce profilini görüyoruz.

Sosyal medyada ne yapıyorum?

Sosyal medya çalışmaları ilerledikçe konu biraz daha kişisel bir noktaya geldi. Farklı platformlar için posterler hazırladık ve ardından karbon ayak izimizi hesapladık.

Kaç dünya tüketiyoruz? Günlük alışkanlıklarımızın çevreye etkisi ne? Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken başka hangi sonuçları beraberinde getiriyor?

Benim için sosyal medya kısmı özellikle dikkat çekiciydi. Telefon elimdeyken saatlerce içerik tüketebilirim. Ama aynı telefonla bir video hazırlayabilir, tasarım yapabilir, proje geliştirebilir veya yeni bir şey öğrenebilirim.

Digital Horizons bana sosyal medyayı bırakmam gerektiğini değil, onu nasıl kullandığımı yeniden düşünmem gerektiğini hatırlattı.

Bir günlüğüne şehirden kaçış

Projenin boş gününde Rumen ve Çek bir arkadaşımla Bansko şehir merkezine gittik. Biraz dolaştık, alışveriş yaptık ve şehri keşfettik.

Eğitimlerin olmadığı böyle bir günün de proje deneyiminin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen insanları gerçekten tanımak için bir workshopa ihtiyacınız olmuyor. Yan yana yürümek, kahve içmek veya şehir hakkında konuşmak yeterli olabiliyor.

Anketlerden mind maplere

Workshoplara döndüğümüzde bu kez anket oluşturma araçlarını öğrendik. Gruplara ayrılıp projedeki ülkelerle ilgili sorular hazırladık, anketlerimizi çevremizle paylaştık ve en fazla katılımcıya kimin ulaşacağını görmek için küçük bir yarış yaptık.

Ardından mind mapping konusuna geçtik. Bir konuyu zihnimizde nasıl organize ettiğimizi, fikirlerin alt başlıklarını nasıl ortaya çıkardığımızı ve bunları görsel olarak nasıl ifade edebileceğimizi ele aldık.

Ben ve grubum filmler üzerine bir mind map hazırladık. Günün sonunda hep birlikte oynayabileceğimiz Kahoot! quizleri oluşturduk. Akşam ise Ex Machina filmini izleyerek gün boyunca konuştuğumuz teknoloji ve dijital dünya konularına bu kez sinema üzerinden baktık.

Digital Horizons Erasmus+ projesinde katılımcıların birlikte çalıştığı bir an
Projede dijital beceriler kadar birlikte düşünmek, fikir paylaşmak ve farklı ülkelerden gençlerle ortak üretmek de öğrenme sürecinin parçasıydı.

Saatler süren bir Canva dosyası: Erasmus+ Handbook

Projenin benim için en yoğun günlerinden biri Erasmus+ Handbook hazırladığımız gündü. Farklı gruplara ayrıldık ve herkesin farklı bir görevi vardı. Benim grubum tasarımdan sorumluydu.

Diğer grupların içerikleri tamamlamasını bekledikten sonra kapak tasarımı, renkler, yazı stilleri, sayfa düzenleri, görseller ve yerleşimler üzerinde çalışmaya başladık.

Küçük görünen her detay aslında uzun zaman alıyordu. Bazen içerik bekledik, bazen aynı tasarım üzerinde tekrar tekrar değişiklik yaptık. Ancak bütün sayfalar birleştiğinde ortaya gerçekten güzel bir çalışma çıktı.

Erasmus+ Handbook benim için yalnızca bir dosya değildi. Projede birlikte geçirdiğimiz günlerin dijital bir hatırasına dönüşmüştü.

Biraz da kendimiz üzerine düşünmek

Projenin ilerleyen günlerinde klişeler üzerine çalıştık. Kadın ve erkek stereotiplerinin hayatımızdaki yerini tartıştık, kendi deneyimlerimizi paylaştık ve ülkelerimizden örnekler verdik.

Ardından bu stereotipleri tersine çevirmek için sosyal medyada kullanabileceğimiz yaratıcı içerikler hazırladık.

Bu çalışma bana dijital araçların yalnızca teknik bir konu olmadığını bir kez daha gösterdi. Sadece bir görsel hazırlamıyorduk. Bir mesaj veriyor, bir düşünceyi görünür hâle getiriyor ve bir tartışma başlatıyorduk.

Grup liderliği: Sabır gerçekten önemliymiş

Projenin bir başka önemli deneyimi grup liderliği oldu. Bir grubun lideri olduğunuzda yalnızca kendi işinizi düşünemiyorsunuz. Herkesin ne yaptığını takip etmeniz, sorunlara çözüm bulmanız ve bazen iki farklı fikir arasında ortak bir yol oluşturmanız gerekiyor.

Proje boyunca kendimde fark ettiğim şeylerden biri, beklediğimden daha sabırlı olabildiğimdi. Farklı geçmişlerden gelen insanların aynı ortamda çalıştığı bir projede bunun ne kadar önemli olduğunu gördüm.

Liderlik benim için artık sadece yönlendirmek anlamına gelmiyor. Dinlemek, alan açmak ve birlikte ilerleyebilmek de liderliğin bir parçası.

Son günlere doğru: Başlangıçta ne yazmıştım?

Projenin sonlarına geldiğimizde ilk gün yazdığımız beklentilerimizi, korkularımızı ve katkılarımızı yeniden açtık.

O kâğıtlara tekrar baktığımda ilk günkü ben ile son günkü ben arasında gerçekten fark olduğunu hissettim. Bazı korkularım anlamsızlaşmış, bazı beklentilerimin çok ötesinde şeyler yaşamış ve bazı şeyleri hiç planlamadan öğrenmiştim.

Youthpass üzerine konuştuk, proje boyunca geliştirdiğimiz becerileri değerlendirdik ve Pizza Method ile proje değerlendirmemizi yaptık. Sonunda Youthpass seremonisi geldi.

Son gece: Biraz kahkaha, biraz hüzün

Son gece bir Oscar töreni ve veda partisi düzenledik. Herkesin yüzünde aynı anda hem mutluluk hem de biraz hüzün vardı.

Birkaç gün önce tanımadığımız insanlar artık hayatımızın küçük ama önemli bir parçası olmuştu. Birlikte çalışmış, tartışmış, gülmüş, yemek paylaşmış, dans etmiş ve birbirimizin ülkelerini tanımıştık.

Ertesi sabah Türk ekibi olarak erkenden otelden ayrıldık. Bansko'dan ayrılırken kafamda onlarca düşünce vardı ama en çok düşündüğüm şeylerden biri şuydu: 11 gün nasıl bu kadar hızlı geçmişti?

Eve dönerken yanımda ne vardı?

Eve dönerken valizimde kıyafetlerim vardı. Ama asıl taşıdığım şeyler onlar değildi.

Yeni dijital beceriler, yeni arkadaşlıklar, farklı kültürlerden öğrendiğim küçük hikâyeler, birlikte hazırladığımız Handbook ve kendimle ilgili yeni farkındalıklar taşıyordum.

Digital Horizons'tan önce video düzenleme bilmiyordum. Artık temel düzeyde yapabiliyorum. Daha önce hiç Çek bir arkadaşım olmamıştı. Artık var. Grup liderliğini bu şekilde deneyimlememiştim. Artık nasıl hissettirdiğini biliyorum.

Ve belki de en önemlisi, uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi yeniden hissettim: Bir şeyler üretmenin heyecanını.

Digital Horizons bana ne öğretti?

Bu projeyi sadece "10-20 yeni dijital araç öğrendim" diye anlatmak haksızlık olur. Çünkü benim için proje bundan çok daha fazlasıydı.

Bana teknolojiyi daha yaratıcı kullanmayı öğretti. Sosyal medyada sadece tüketici olmak zorunda olmadığımı gösterdi. Farklı ülkelerden insanlarla çalışmanın zorluklarını ve güzelliklerini yaşattı. Grup liderliği konusunda kendimi denememi sağladı. Yeni kültürlerle tanıştırdı ve yeni arkadaşlıklar kazandırdı.

Öğrenmek için illa bir sınıfta olmamız gerekmediğini de bir kez daha gördüm. Bazen bir spagetti kulesinin başında, bazen bir Canva dosyasının karşısında, bazen video düzenlerken, bazen başka bir ülkeden gelen bir arkadaşımızla sohbet ederken, bazen de sadece bir şehrin sokaklarında yürürken öğreniyoruz.

Projeye giderken dijital araçları bildiğimi düşünüyordum. Dönerken ise aslında daha çok şey öğrenmek istediğimi fark ettim. Çünkü ne kadar çok şey öğrenirsem, bilmediğim ne kadar çok şey olduğunu o kadar iyi görüyorum.

Erasmus+ deneyimlerinin en güzel taraflarından biri de belki bu. Her proje bittiğinde insan biraz değişmiş oluyor. Bazen bakış açın, bazen alışkanlığın, bazen cesaretin, bazen de kendine dair düşüncelerin değişiyor.

Digital Horizons bana üretmenin, paylaşmanın ve farklı insanlarla birlikte öğrenmenin ne kadar iyi geldiğini hatırlattı.

Bansko'dan ayrılırken geriye dönüp baktığımda tek bir cümle kurabiliyordum: İyi ki gelmişim.

Şimdi yeni bir Erasmus+ deneyimine hazırlanırken bu projenin bana bıraktığı en güzel şeylerden biriyle devam ediyorum: merak etmeye, öğrenmeye ve üretmeye devam etmek.

İyi ki Digital Horizons. İyi ki Erasmus+. Yeni bir yolculukta görüşmek üzere.

Digital Horizons Erasmus+ Proje Katılımcısı Yücel Kültür Vakfı Genç Sayfa Erasmus+ Deneyim Yazıları

YKV Content:1878