Erasmus+ Deneyim Yazısı

Bir Dijital Araçtan Daha Fazlası: Digital Horizons Bana Ne Öğretti?

Digital Horizons'a dijital araçları daha iyi kullanmayı öğrenmek için gittim. Ancak Bansko'da geçirdiğim günler bana bir aracı kullanmayı bilmekle onu gerçekten etkili kullanmak arasında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Dijital araçlardan iletişime, kültürlerarası öğrenmeden çevresel farkındalığa uzanan bu deneyim, teknolojiyle kurduğum ilişkiye de farklı bir gözle bakmamı sağladı.

Digital Horizons 4-14 Haziran 2025 Bansko, Bulgaristan Dijital Okuryazarlık
Digital Horizons Erasmus+ projesinden bir an

Bir Erasmus+ projesine giderken genellikle aklımda birkaç soru oluyor: Kimlerle tanışacağım? Nasıl bir ortam olacak? Neler öğreneceğim? Ülkeye, şehre ve projeye dair nasıl bir deneyim yaşayacağım?

Digital Horizons projesine giderken benim için durum biraz farklıydı. Projenin temel konusu dijital araçlardı. Canva, CapCut, Padlet, LinkedIn, zihin haritaları ve sosyal medya araçları gibi pek çok platform ve yöntem üzerinde çalışacaktık.

Bunların bir kısmı hayatımda zaten vardı. Özellikle üniversite ve proje çalışmalarında dijital araçları sık kullandığım için bazı konular bana tamamen yeni değildi.

Proje boyunca fark ettiğim en önemli şeylerden biri şuydu: Bir aracı kullanmayı bilmek ile o aracı gerçekten etkili kullanmak arasında ciddi bir fark var.

Bazen öğrenmek, yeni bir şey öğrenmek değildir

Projede kendimi zaman zaman "Ben bunu zaten biliyorum" diye düşünürken yakaladım. Fakat aynı araçla farklı bir çalışma yapmaya başladığımızda, aslında bildiğimi sandığım şeyin yalnızca küçük bir bölümünü kullandığımı fark ettim.

Örneğin fotoğraf ve video düzenleme konusunda daha önce deneyimim vardı. Fakat projede bunları yalnızca teknik bir beceri olarak değil, bir fikri anlatmanın yolu olarak ele aldık.

Bir videoyu nasıl daha etkili hâle getirebilirim? Bir görseli yalnızca güzel değil, anlaşılır nasıl yapabilirim? Bir sosyal medya paylaşımında insanın dikkatini ne çeker? Bir fikri kısa sürede nasıl aktarabilirim?

Bunların aslında yalnızca dijital araçlarla ilgili sorular olmadığını fark ettim. Bunlar aynı zamanda iletişimle ilgili sorulardı.

Ekranın arkasındaki insanları tanımak

Digital Horizons yalnızca bilgisayar başında geçen bir proje değildi. Beş farklı ülkeden insanlarla aynı ortamı paylaşmak, birlikte üretmek, bazen aynı fikirde olmak, bazen farklı düşünmek ve bütün bunların içinde ortak bir şeyler ortaya çıkarmak projenin en güzel taraflarından biriydi.

İlk günlerde birbirimizin isimlerini öğrenmeye çalışırken yaptığımız oyunlar ve drama çalışmaları, aslında sonrasında kuracağımız iletişimin temelini oluşturdu.

Bir süre sonra "Hangi ülkedensin?" sorusunun ötesine geçmeye başladık. Kimin neyle ilgilendiğini, kimin hangi konuda daha rahat olduğunu, kimin planlamayı sevdiğini, kimin yaratıcı fikirler ürettiğini ve kimin grubun enerjisini yükselttiğini birlikte çalıştıkça kendiliğinden öğrendik.

Bazen başka bir kültürü anlamanın en iyi yolu o kültür hakkında sunum dinlemek değil, o kültürden biriyle aynı masada oturmak.

Dijital okuryazarlık sadece teknoloji meselesi değil

Farklı ülkelerden gelen katılımcılar, kendi ülkelerinde dijital okuryazarlığın nasıl ele alındığını anlattılar. Aynı teknolojileri kullansak bile teknolojiyle kurduğumuz ilişkinin aynı olmadığını görmek benim için oldukça ilginçti.

Bir ülkede önemli görülen bir konu başka bir ülkede farklı değerlendirilebiliyor. Dijital dünya sınırları azaltıyor olabilir, ancak insanların deneyimleri, alışkanlıkları ve ihtiyaçları hâlâ farklı.

Bu nedenle dijital araçları kullanmayı öğrenmek kadar, bu araçları kiminle ve hangi amaçla kullandığımızı düşünmenin de önemli olduğunu fark ettim.

Bir kısa film, birçok farklı fikir

Projede verilen bir konu üzerinden kısa film hazırlamak benim için unutulmaz çalışmalardan biriydi. Çünkü ortaya bir video çıkarmak için yalnızca kamerayı açmak yetmiyor.

Önce fikir gerekiyor. Sonra hikâye, görev paylaşımı, çekim ve düzenleme... En sonunda ise bütün bunların anlamlı bir bütün hâline gelmesi gerekiyor.

Digital Horizons projesinde dijital üretim ve grup çalışması
Digital Horizons boyunca dijital araçları yalnızca öğrenmek değil, birlikte üreterek uygulamak da deneyimin önemli bir parçasıydı.

Burada Erasmus+ projelerinin sevdiğim bir tarafıyla yeniden karşılaştım: Öğrenmek, anlatılan bir şey olmaktan çıkıp yaptığın bir şeye dönüşüyor.

Bir eğitmen sana video düzenlemenin ne olduğunu anlatabilir. Ama kendi videonu hazırladığında, hata yaptığında, yeniden denediğinde ve sonunda ortaya bir şey çıkardığında öğrenme çok daha kalıcı oluyor.

LinkedIn'e biraz daha farklı bakmak

Proje sırasında LinkedIn üzerine de çalıştık. Kendi profillerimizi inceledik, geliştirmek için öneriler aldık ve platformun daha etkili nasıl kullanılabileceğini konuştuk.

Bu çalışma bana dijital dünyada kendimizi nasıl gösterdiğimizin artık iletişimimizin bir parçası olduğunu yeniden düşündürdü. Bir fotoğraf, profil açıklaması, deneyim, proje veya paylaşım bizim hakkımızda bir hikâye anlatıyor.

Fakat burada önemli olan yalnızca "Kendimi nasıl daha iyi gösterebilirim?" sorusu değil. Bence daha önemli olan soru şu: "Ben kendimi dijital dünyada doğru şekilde anlatabiliyor muyum?"

Dijital dünyanın görünmeyen tarafı

Projenin benim için en düşündürücü çalışmalarından biri karbon ayak izimizi hesaplamak oldu. Dijital teknolojileri kullanırken çoğu zaman yalnızca bize sağladıkları kolaylığı düşünüyoruz.

Bir dosyayı saniyeler içinde göndermek, dünyanın başka bir yerinden görüntülü görüşmeye katılmak, fotoğraf ve videoları bulutta saklamak veya sosyal medyada içerik paylaşmak bize tamamen dijital işlemler gibi geliyor.

Oysa dijital dünyanın da çevresel bir maliyeti var. Karbon ayak izimizi hesaplamak, kullandığımız teknolojinin görünmeyen tarafını düşünmemi sağladı.

Bu nedenle Digital Horizons benim için yalnızca dijital araçları daha iyi kullanmayı öğrenmek olmadı. Aynı zamanda kullandığım teknolojinin etkisini sorgulamayı da beraberinde getirdi.

Bir gün bilgisayarı kapatıp yürümek

Projenin boş günlerinden birinde Nilsu ile birlikte UNESCO tarafından korunan bir parkta yürüyüş yaptık.

Günlerdir dijital araçlardan, sosyal medyadan, videolardan ve çevrim içi dünyadan konuşuyorduk. Sonra bir gün bilgisayarları ve telefonları biraz geride bırakıp doğanın içinde yürüdük.

Bansko'nun doğası bana şunu hatırlattı: Teknoloji hayatımızı kolaylaştırabilir, ama hayatın kendisi yalnızca ekranda yaşanmıyor. Bazen yeni bir şey öğrenmek için bir uygulamaya değil, iyi bir yürüyüşe ihtiyaç duyabiliyoruz.

Zihin haritasından kendi haritama

Projede zihin haritaları oluşturmayı da öğrendik. İlk bakışta oldukça basit bir yöntem gibi görünüyordu: ortada bir konu, çevresinde fikirler ve bu fikirlerden çıkan yeni bağlantılar.

Ancak biraz düşündüğümde bunun yalnızca bir çalışma tekniği olmadığını fark ettim. Çünkü proje boyunca benim zihnimde de sürekli yeni bağlantılar oluştu: dijital araçlardan iletişime, iletişimden kültüre, kültürden farklı bakış açılarına, oradan birlikte çalışmaya ve öğrenmeye uzanan bir harita.

Belki de Digital Horizons'ın sonunda benim için oluşan en önemli zihin haritası buydu.

Öğrendiklerimi başkasına aktarınca

Projenin sonlarına doğru öğrendiğimiz araçları ve bilgileri bir araya getirerek bir Digital Tool Guide hazırladık. Aynı zamanda projenin görünürlüğünü artırmak için sosyal medya içerikleri oluşturduk.

Bu aşamada başka bir şeyi daha fark ettim: Bir şeyi öğrenmek ile bir başkasına öğretebilecek kadar anlamak aynı şey değil.

Bir aracı kullanabiliyor olabilirsin. Ama onu birkaç cümleyle açıklaman gerektiğinde gerçekten ne kadar bildiğin ortaya çıkıyor. Bu nedenle rehber hazırlama ve yaygınlaştırma çalışmaları, benim için projenin yalnızca son aşaması değil, öğrendiklerimi yeniden düşünme fırsatıydı.

Bansko'dan yanımda ne getirdim?

Elbette yeni dijital araçlar öğrendim. Fotoğraf ve video düzenleme konusunda kendimi geliştirdim. Sosyal medya araçlarını daha bilinçli kullanmaya başladım. LinkedIn profilime farklı bir gözle baktım, zihin haritaları oluşturmayı öğrendim ve karbon ayak izi konusundaki farkındalığım arttı.

Ama sanırım bunların hiçbiri projenin bende bıraktığı en önemli şey değil. Bansko'dan yanımda biraz daha farklı bir öğrenme biçimiyle döndüm.

Bazen bildiğini düşündüğün bir şeyin içine yeniden bakmak gerekiyor. Bazen başka bir ülkeden gelen birinin çok basit bir sorusu, senin hiç düşünmediğin bir noktayı fark etmeni sağlayabiliyor. Bazen bir dijital araç yalnızca bir araç olmaktan çıkıp iletişim kurmanın yeni bir yoluna dönüşebiliyor.

Ve bazen bir Erasmus+ projesi, proje bittikten sonra da devam ediyor. Çünkü yanında getirdiğin şey yalnızca bir sertifika olmuyor. Yeni insanlar, yeni fikirler, yeni beceriler ve biraz da değişmiş bir bakış açısı oluyor.

Bansko'ya dijital araçları daha iyi kullanmayı öğrenmek için gittim. Geri dönerken yanımda yalnızca yeni araçlar değil, öğrenmeye, üretmeye ve dünyaya biraz daha farklı bakmaya devam etmek için yeni yollar vardı.

Belki de Erasmus+ deneyimlerinin en güzel tarafı tam olarak bu: Gittiğin yerden aynı kişi olarak dönmüyorsun.

Digital Horizons Erasmus+ Proje Katılımcısı Yücel Kültür Vakfı Genç Sayfa Erasmus+ Deneyim Yazıları

YKV Content:1877