İlk Kez Yurt Dışına Çıkmak: Bansko’da Bir Erasmus+ Hikâyesi
Digital Detox: Balancing Screen and Green projesi, benim için yalnızca çevre ve teknoloji üzerine düşündüğümüz bir çalışma olmadı. İlk kez yurt dışına çıktığım, farklı ülkelerden insanlarla aynı ortamı paylaştığım, İngilizce konuşma cesaretimi geliştirdiğim ve ekranlardan uzaklaşıp doğaya yaklaştığım unutulmaz bir Erasmus+ deneyimine dönüştü.

Hayatımda ilk kez yurt dışına çıkacağımı öğrendiğimde sanırım en çok merak ettiğim şey, beni nasıl bir deneyimin beklediğiydi. Daha önce hiç yurt dışına çıkmamış biri olarak günleri saymaya başlamıştım. Bir yandan başka bir ülkeye gidecek olmanın heyecanı, diğer yandan hiç tanımadığım insanlarla dokuz gün boyunca aynı ortamı paylaşacak olmanın merakı vardı.
Üstelik projenin konusu da oldukça ilgimi çekiyordu: Digital Detox: Balancing Screen and Green. Ama yolculuğa çıkarken bunun benim için yalnızca çevre ve teknoloji üzerine bir proje olmayacağını henüz bilmiyordum.
İstanbul’dan Bansko’ya uzanan yol
Yolculuğumuz İstanbul’dan başladı. İlk durağımız Sofya’ydı. Sabah saatlerinde Sofya’ya ulaştığımız için Bansko otobüsümüzü beklerken şehri biraz keşfetme fırsatımız oldu. Şehirde en çok dikkatimi çeken şey mimariydi. Özellikle binaların dışına doğru uzanan insan figürleri oldukça ilginçti.
Kısa Sofya gezimizin ardından Bansko’ya doğru yola çıktık. Akşam saatlerinde Bansko’ya ulaştığımızda proje sorumlularımız bizi otogarda karşıladı ve konaklayacağımız otele götürdü.
Arabadan indiğimde ilk fark ettiğim şey doğaydı. Bansko beklediğimden çok daha yeşildi. Dağlarla çevrili, sakin ve huzurlu bir yerdi. Kış turizmiyle ünlü olduğunu biliyordum ancak mevsim yaz olmasına rağmen dağların tepelerinde hâlâ kar görmek beni ayrıca şaşırttı. O an doğru bir yerde olduğumu hissettim.
İlk akşam: bilmediğim bir dilde konuşmak
İlk gün programımız yoktu. Biraz dinlendikten ve yemek yedikten sonra kendi grubumuzdaki Bulgar katılımcılarla tanışmaya başladık. İletişim dilimiz İngilizceydi. Benim için bu durum başlı başına yeni bir deneyimdi.
Daha önce hiç yurt dışına çıkmamıştım ve ilk kez tamamen farklı ülkelerden insanlarla uzun süre İngilizce iletişim kuracaktım. Ama şaşırtıcı şekilde kendimi çok rahat hissettim. Kimsenin konuşma hatalarına takılmadığını, herkesin birbirini anlamaya çalıştığını görmek bana büyük bir rahatlık verdi.
Bol bol konuştum, bol bol güldüm. O akşam fark ettim ki İngilizce konuşmak için mükemmel olmak gerekmiyormuş. Önemli olan konuşmaya cesaret etmekmiş.
Birbirimizi tanımak
Ertesi sabah program başladı. İlk günün ana amacı birbirimizi tanımaktı. Facilitatorlarımızın hazırladığı çeşitli oyunlarla isimlerimizi öğrenmeye ve grubun birbirine alışmasına çalıştık.
Başlangıçta basit görünen bu oyunlar birkaç saat içinde gerçekten işe yaradı. Artık sadece Türkiye’den gelen biri veya Bulgaristan’dan gelen biri yoktu. İsimlerini bildiğimiz, sohbet ettiğimiz ve birlikte güldüğümüz insanlar vardı.
Sadece dinlemedik, ürettik
Proje boyunca sürekli bir şeyler hazırladık. Posterler yaptık, videolar çektik, sunumlar hazırladık ve bunları diğer katılımcılara sunduk. Bazı çalışmalar national teamlerle, bazıları ise farklı ülkelerden insanların bir araya geldiği international teamlerle gerçekleştirildi.
Özellikle international team çalışmaları benim için çok öğreticiydi. Çünkü farklı ülkelerden insanların aynı konuya nasıl yaklaştığını doğrudan görebiliyorduk. Birimizin fikrine başka biri yeni bir şey ekliyor, ortaya daha önce tek başımıza düşünemeyeceğimiz bir çalışma çıkıyordu.
Sunum yapmak artık eskisi kadar korkutucu değildi
Normalde topluluk önünde sunum yaparken gerilen biriyim. Fakat bu projede bunun değiştiğini fark ettim. Hazırladığımız çalışmaları diğer katılımcıların karşısında sunarken kendimi beklediğimden çok daha rahat hissettim.
Belki bunun nedeni kimsenin sizi yargılamamasıydı. Herkes aynı sürecin içindeydi. Herkes İngilizce konuşuyordu, herkes bazen hata yapıyordu ve herkes birbirini destekliyordu. Daha ilk birkaç günde bile kendimde bir değişiklik hissetmiştim.
Telefonumu neredeyse unuttum
Projenin konusu Digital Detox olunca telefon kullanımı konusunda özellikle dikkat etmeye başladım. Fark ettiğim şey beni şaşırttı. Arkadaşlarla haberleşmek dışında telefonumu neredeyse hiç kullanmadım.
Günlerimiz sabah başlayıp akşam saatlerine kadar devam ediyordu. Akşamları ise diğer ülkelerden arkadaşlarımızla vakit geçiriyorduk. Dolayısıyla telefona bakmak için çok fazla zamanımız da kalmıyordu. Aslında telefonun başında olmadığımda sıkılacağımı düşünürdüm. Tam tersine, günlerim daha dolu geçiyordu.
Cultural Night: kültürleri yaşayarak öğrenmek
Akşamları gerçekleşen cultural night etkinlikleri benim için projenin en unutulmaz bölümlerinden biriydi. Her ülke kendi kültürünü tanıtıyordu. Yemekler, müzikler, danslar ve gelenekler...
Sadece sunum izlemekten çok daha fazlasını yapıyorduk. Birbirimizin kültürünü yaşayarak öğreniyorduk. Türkiye ve Romanya gecesinde özellikle çok eğlendik. Halay, üç ayak, kolbastı ve daha birçok dansla gece boyunca eğlendik.
İlginç olan ise Balkan ülkeleriyle düşündüğümden çok daha fazla ortak noktamız olduğunu fark etmemdi. Müziklerde, yemeklerde, danslarda ve hatta eğlenme biçimlerimizde bile benzerlikler vardı. Farklı ülkelerden geldiğimizi düşünürken aslında birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu görmek benim için oldukça etkileyiciydi.
Doğaya çıkınca proje ismi daha anlamlı hâle geldi
Bir gün otelden yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki göle hep birlikte yürüdük. Bansko zaten doğayla iç içe bir yerdi ancak bu yürüyüş benim için projenin temasını gerçekten deneyimlediğim anlardan biri oldu.
Telefonlardan, bilgisayarlardan ve günlük hayatın ekranlarından uzaklaşıp doğanın içinde yürüdük. Göle ulaştığımızda birlikte vakit geçirdik, sohbet ettik ve eğlendik. O gün Balancing Screen and Green ifadesinin yalnızca bir proje başlığı olmadığını daha iyi anladım.
Bansko’yu kendi adımlarımızla keşfetmek
Projenin free day gününde Türk grubu olarak Bansko merkezine yürüdük. Yolda etrafı keşfettik, hatta dalından meyveler topladık. Merkeze ulaştığımızda hediyelik eşya dükkânlarını ve sokakları gezdik. Daha sonra bir kafede oturup sohbet ettik.
Bu gün benim için özellikle güzeldi çünkü Bansko’yu sadece proje programının içinde değil, kendi başımıza keşfetme fırsatı bulduk. Şehrin sokaklarında dolaşırken projenin ilk günüyle son günleri arasındaki farkı da daha net hissetmeye başladım. Artık yanımdaki insanlar benim için yabancı değildi.
Dokuz gün nasıl bu kadar hızlı geçti?
Projenin son günlerine geldiğimizde programlar devam etti. Sosyal medyanın olumlu ve olumsuz yönleri üzerine videolar hazırladık, çalışmalarımızı tamamladık ve sunduk. Son gün sertifikalarımızı aldık. Ve sonra beklediğim ama gelmesini hiç istemediğim an geldi: vedalaşma.
Dokuz gün önce isimlerini bile bilmediğim insanlarla şimdi vedalaşmak zor geliyordu. Akşam düzenlenen Oscar Gecesi ise bu hüznün biraz olsun dağılmasını sağladı. Projede yaşadığımız anılardan yola çıkarak çeşitli “en”leri seçtik ve hep birlikte eğlendik.
Bansko’dan ayrılırken
11 Haziran’da otelden ayrıldık. Romanyalı arkadaşlarımız ve diğer Türk grubuyla birlikte Sofya’ya geçtik. Şehri bir kez daha gezdik ve ardından artık gerçekten vedalaşma zamanı geldi.
Gece otobüsüne binip İstanbul’a doğru yola çıktığımda aklımdan sürekli projenin ilk günü geçiyordu. İlk kez yurt dışına çıkmıştım. İlk kez bu kadar farklı ülkelerden insanlarla aynı ortamda yaşamıştım. İlk kez bu kadar uzun süre İngilizce konuşmuştum. Ve ilk kez bir projeye başladığımda bitmesini istemeyecek kadar bağlanmıştım.
Bu deneyim bana ne kattı?
Bu projeye giderken en büyük beklentim yeni bir ülke görmekti. Ama İstanbul’a dönerken yanımda çok daha fazlası vardı: yeni arkadaşlıklar, yeni kültürler, yeni kelimeler, yeni deneyimler ve kendime dair yeni keşifler.
Sosyal açıdan daha rahat olduğumu hissettim. İngilizce konuşurken kendime daha fazla güvendim. Farklı kültürleri tanıdım. Takım çalışmasının farklı ülkelerden insanlarla nasıl yürütülebileceğini deneyimledim.
En önemlisi, daha önce hiç tanımadığım insanlarla çok kısa bir süre içinde gerçek bağlar kurulabileceğini gördüm. Belki de bir Erasmus+ projesinin en güzel tarafı, size sadece yeni bir ülke göstermesi değil; dünyaya biraz daha geniş bir pencereden bakmayı öğretmesi.
Digital Detox Erasmus+ Proje Katılımcısı Yücel Kültür Vakfı Genç Sayfa Erasmus+ Deneyim Yazıları