Birlikte Var Olmak: Gönüllülüğün Sürdürülebilir Toplumu İnşa Etme Gücü
İnsanın etrafında olan bitenin farkında olması ve bu farkındalığın getirdiği bilinç ile pozitif değişimler üretme isteği, gönüllülüğün yeşerdiği temel zemindir. Tarih boyunca gönüllülük bu zemin üzerinde canlanan toplumsal bir değer olarak varlığını sürdürdü. Antik Roma dönemlerinde maddi olarak güçlü kişilerin toplumun yaşam kalitesini artırmak amacıyla pazaryeri, yol, kütüphane ve hamam gibi kamusal alanlar inşa ettirmelerine Euergetism adı verilirdi. Benzer biçimde eski Türk devletlerinde, elverişli koşullara sahip bireyler toplumu ayakta tutma ahlakına dayalı olarak ihtiyaç sahibi kişilere karşılıksız destek sunmuşlardır. Dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli adlar altında ya da sessizce yürütülen bu karşılıksız destek pratikleri, Türk toplumunda İslam’ın getirdiği vakıf kültürüyle daha sistematik ve kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.
Tarihsel süreçte yeşerdiği zemin üstünde katlanarak yükselen gönüllülük, sivil toplum aracılığıyla toplumsal dönüşüm üretme potansiyeli taşıyan bir yapıya evrildi. Gönüllülüğün gerçek anlamda toplumu dönüştürebilmesi için süreklilik göstermesi, yani sürdürülebilir olması gerekmektedir. Sürdürülebilir gönüllülük, anlık duygusal tepkilerden veya geçici kampanyalardan ziyade, uzun vadeli sorumluluk bilinci ve kolektif katılım gerektirir.
Bu noktada sivil toplum kuruluşları önemli bir rol üstlenmektedir. STK’lar, gönüllü bireylerin motivasyonlarını koruyabilecekleri ve kendilerini değerli hissedebilecekleri alanlar yarattıkları ölçüde gönüllülüğün devamlılığını sağlar. Gönüllülerin yalnızca emek sağlayan değil, karar alma süreçlerine dahil edilen aktif özneler olarak görülmesi; aidiyet duygusunu güçlendirir ve gönüllülüğün sürdürülebilirliğini destekler.
Sosyal sürdürülebilirlik perspektifinden bakıldığında gönüllülük, toplum içindeki güven ilişkilerini, dayanışmayı ve sosyal sermayeyi besleyen temel unsurlardan biridir. Farklı sosyoekonomik ve kültürel arka planlardan gelen bireylerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmesi, toplumsal bağların güçlenmesine ve “birlikte yaşama” kültürünün gelişmesine katkı sağlar. Bu süreç, bireylerin yalnızca başkalarına yardım etmelerini değil, aynı zamanda kendilerini toplumun anlamlı bir parçası olarak konumlandırmalarını da mümkün kılar.
Özellikle gençler açısından gönüllülük, sürdürülebilir bir toplumun inşasında kilit bir öneme sahiptir. Gençlerin gönüllü faaliyetler aracılığıyla toplumsal sorunlara temas etmeleri, sorumluluk alma ve etki yaratma deneyimi kazanmaları; uzun vadede aktif yurttaşlık bilincini güçlendirir. Böylece gönüllülük, yalnızca bugünün sorunlarına çözüm üretmekle kalmaz, geleceğin toplumsal yapısını da şekillendirir.
Gönüllülük, tarih boyunca farklı biçimlerde var olmuş; toplumsal dayanışmanın ve birlikte var olma bilincinin temel taşı olmuştur. Ancak günümüz dünyasında artan bireyselleşme, hız ve tüketim kültürü içerisinde bu değerin sürdürülebilir biçimde korunması her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Sürdürülebilir bir toplum, yalnızca ekonomik ya da çevresel politikalarla değil; bireylerin birbirine karşı sorumluluk hissettiği, aktif katılım gösterdiği ve dayanışmayı içselleştirdiği bir toplumsal yapı ile mümkündür.
Gönüllülük, bu yapının inşasında bir araç olmanın ötesinde, toplumu bir arada tutan bir güçtür. Birlikte var olabilmek; yalnızca aynı coğrafyada yaşamak değil, ortak bir sorumluluk duygusunu paylaşabilmektir. Bu nedenle gönüllülüğü geçici bir yardım pratiği olarak değil, sürdürülebilir toplumu inşa eden temel bir değer olarak ele almak gerekmektedir. Çünkü birlikte var olmanın yolu, birlikte sorumluluk almaktan geçer.
Meryem Sarıyar
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar
