Sürdürülebilir Toplumlar İçin Gönüllülük Bilinci
Gönüllülük genellikle bireyin boş zamanlarını değerlendirdiği bir etkinlik olarak görülse de, günümüzün karmaşık toplumsal sorunları bu görüşün yetersiz olduğunu gösteriyor. Yoksulluk, iklim krizi, nitelikli eğitime erişim ve kültür-sanat alanındaki yapısal problemler, yalnızca kısa vadeli politikalar veya geçici müdahalelerle çözülebilecek konular değil. Bu nedenle gönüllülüğün, bireysel bir boş zaman etkinliği olmaktan çıkarak, yaşamın doğal bir parçası hâline gelmesi gerekiyor.
Sürdürülebilir gönüllülük anlayışı, gönüllülüğün süreklilik, planlama ve sorumluluk gerektiren bir alan olduğunu kabul etmeyi zorunlu kılıyor. Bu süreçte gönüllü, yalnızca görünür faaliyetlerde yer alan bir katılımcı değil; aynı zamanda sürecin arka planında emek veren, sorumluluk alan ve gerektiğinde inisiyatif kullanan bir aktör hâline geliyor. Bir yemeğin vazgeçilmez unsuru olan tuz, nasıl yemeğin bütünlüğünü sağlıyorsa; gönüllünün gönüllülük sürecine devam etme iradesi de bu alanın sürdürülebilirliğini temsil eder.
Gönüllüler, farkındalık oluşturan, savunuculuk yapan, kriz anlarında çözüm üreten ve topluma fayda sağlayan bireylerdir. Bu yönüyle gönüllülük, sadece toplumu dönüştüren bir araç değil, aynı zamanda bireyin kişisel gelişimini destekleyen önemli bir deneyim alanıdır. Gönüllünün kazandığı sorumluluk bilinci, iletişim becerileri ve toplumsal duyarlılık, hem bireysel hem de kolektif düzeyde olumlu sonuçlar doğurur.
Gönüllülük, bireyin yaşadığı toplumun ihtiyaçlarını gözeterek etik bir sorumluluk alanı oluşturmasını sağlar. Toplumsal ihtiyaçlara duyarlı şekilde hareket edilmesi, kurumlar arası iletişimi ve iş birliklerini güçlendirir. Bu, gönüllünün etki alanını genişleterek sürdürülebilir bir gönüllülük ekosisteminin oluşmasına katkı sağlar. Bu iş birlikleri, gönüllülüğün geçici bir deneyim olmaktan çıkmasını ve uzun vadeli bir toplumsal katkıya dönüşmesini mümkün kılar.
Bireysel düzeyde sürdürülebilir gönüllülük, aktif vatandaşlığın somut bir göstergesidir. Gönüllü, yaşadığı toplumun sorunlarına kayıtsız kalmayan ve sorumluluk almaktan kaçınmayan bir birey olur. Bu süreçte, "Yaşadığım toplum için ne yapabilirim?" sorusunun gönüllünün zihninde sürekli taze kalması önemlidir. Özellikle 16-30 yaş arasındaki genç bireyler arasında gönüllülüğün yaygınlaşması, daha katılımcı, duyarlı ve dayanışma temelli bir toplumun inşasına katkı sağlar. Bireylerin ilgi ve yetkinliklerine uygun alanlarda gönüllülük yapmaları ise bu sürecin daha etkili ve sürdürülebilir olmasını sağlar.
Sonuç olarak, sürdürülebilir gönüllülük, bireysel bir tercihle başlayabilir; ancak gönüllü sürecin içine dâhil oldukça yaptığı işten anlam ve tatmin duymaya başlar. Bu deneyim, gönüllünün kendisini toplumsal bir ekosistemin parçası olarak hissetmesini sağlar. Yaşadığımız dünyadan başka bir dünya olmadığı gerçeği göz önüne alındığında, sürdürülebilir gönüllülüğün yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi kaçınılmazdır. Toplumsal sorunlara kayıtsız kalmamak, ortak geleceğe karşı duyulan sorumluluğun temel bir gereğidir.
Tugay Şen
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar
