Genç Sayfa

#gençlik #yorgunluk #toplum

Gençlik denince akla hep enerji, canlılık, merak ve sınırsız ihtimaller gelir. Oysa bugünün gençleri, takvim yaşlarının çok ötesinde bir yorgunluk taşıyor. Henüz yirmili yaşlarında ruhen çökmüş, omuzlarında görünmez bir yükle dolaşan bir kuşak var karşımızda. İşte bu “yaşlanmış hisseden” o kuşağın hikâyesi: İhtiyar Gençlik Paradoksu.

Bu paradoks yalnızca bireysel bir duygu değil; çağın ruhuna sinmiş toplumsal bir gerçeklik. Gençler, daha lise sıralarından itibaren görünmez bir yarışın içine itiliyor. En iyi okula girmek, doğru mesleği seçmek, kendini sürekli geliştirmek ve her fırsatı kaçırmadan “mükemmel” bir gelecek hazırlamak zorundaymış gibi hissediyorlar. Henüz kendi yollarını bulamadan, gelecek kaygısının en keskin haliyle tanışıyorlar. Daha hayatın kapısından yeni adım atmışken, omuzlarına yetişkinlerin ağırlığı yükleniyor.

Oysa gençlik dediğimiz şey deneme yanılma hakkı, keşif ve biraz da oyundan ibaret değil midir? Gençlerin üzerine bu kadar yük yüklemek yerine, onlara deneyimlerin öneminden bahsetmek gerekiyor. Tüm bu baskılar ve sorumluluklar ne yazık ki gençlerin ruhunda yorgunluk yaratıyor.

Bu yorgunluğun en güçlü sebeplerinden biri de dijital dünyanın görünmez baskısı. Artık öyle bir çağdayız ki; sürekli bağlantıda olmalıymışız gibi geliyor, sanki her an bir şeyleri takip etmeliyiz yoksa bir şeyleri kaçırabiliriz gibi hissediyoruz. Sosyal medyada herkesin hayatı bir sahne gibi görünürken, gençler sürekli kendilerini başkalarıyla karşılaştırmak zorunda kalıyor. Herkes en mutlu anını, en güzel halini paylaşıyor. Gençler bu parıltılı vitrine bakarken kendi hayatlarını eksik görmeye başlıyor.

On sekiz yaşındaki birinin, “Daha hiçbir şey başaramadım,” diye düşünmesi artık şaşırtıcı değil. Halbuki bu yaş, yolun yalnızca başlangıcı. Ama sürekli karşılaştırma kültürü, gencin iç enerjisini tüketiyor; ruhunda bir erken yaşlanma yaratıyor.

Ekonomik koşullar da genç kuşağı, kendi gençliğinden uzaklaştıran başka bir sebep. Hayallerin daraldığı, fırsatların kısıtlandığı, belirsizliğin arttığı bir dünyada büyüyor gençler. Özgür olmak istiyorlar ama özgürlük çoğu zaman maddi güvenceyle iç içe geçmiş durumda. Bu çelişki, çoğu gencin zihninde hiç bitmeyen bir baskı yaratıyor. Bir yandan umut etmek, bir yandan tetikte yaşamak… Bu ruh hâli, genç bir kalbi olduğundan daha yaşlı hissettirmeye yetiyor.

Tüm bunların yanında, gençlerin üzerinde erken olgunlaşma beklentisi de var. Sanki herkes her konuda bilgili, kontrollü, sağduyulu ve mükemmel olmak zorundaymış gibi. Sanki hata yapmak lüksmüş gibi. Sanki genç olmak kabahate yakın bir hâlmiş gibi… Oysa gençlik, hata yapma cesaretidir. Dünyayı tanıma sürecidir. Fakat bu hız çağında gençlere bu alan pek tanınmıyor. Bu da onları kendi gençliklerinden uzaklaştırıyor.

Peki çözüm nerede?

Aslında cevap basit: Gençlere alan tanımak ve zaman vermek gerekiyor. “İhtiyar Gençlik Paradoksu” bize gençlerin tembel değil, fazlasıyla yorgun olduğunu gösteriyor. Bu yorgunluğu görmezden gelmek yerine onları anlamalı, nefes alabilecekleri alanlar açmalı ve üzerlerindeki görünmez yükleri hafifletmeliyiz.

Kendilerini keşfetmeleri, kendi ritimlerini bulmaları ve seslerini duyabilmeleri için bu alan gerekli. Çünkü bu kuşağın ihtiyacı motivasyon değil, anlaşılmak. Ve biliyoruz ki gençlik, yaşla değil; umutla ilgilidir. Umut, ancak yeterince yer bulduğu zaman yeniden filizlenir...

Asena Atar
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar

YKV Content:1687