Genç Sayfa

#gençyazı #gençlik #yetişkinler #gelişim

Geriye dönüp baktığımızda, bizi en çok etkileyen yetişkini nasıl hatırlıyoruz? Bize “yapabilirsin” diyerek cesaret veren biri olarak mı, yoksa sürekli hevesimizi kıran, belki de kendi geçmişinde gerçekleştiremediği şeyleri bize yansıtan biri olarak mı? Genç bireylerin gelişimi söz konusu olduğunda, yetişkinlerin etkisi genellikle bu iki uç arasında gidip gelir. Olumlu veya olumsuz, hangi uçta olursa olsun bu etki kişilerin hayatlarını hem geçmişte hem de günümüzde şekillendirmeye devam eder.

Gençlik dönemi; UNESCO tarafından 15-25 yaş, Birleşmiş Milletler tarafından 12-24 yaş aralığı olarak tanımlanmış, Türkiye’de de 12-24 yaş aralığı “gençlik dönemi” olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde insan aslında kim olduğunu ve hayatta ne yapmak istediğini bulmaya çalışır. Kafasının en karışık olduğu, belki de en çok yanlış karar verebileceği zamanlardır.

İşte tam bu süreçte bir gencin en büyük şansı veya şanssızlığı, etrafındaki yetişkinlerdir. Ailemizin, öğretmenlerimizin veya çevremizdeki diğer yetişkinlerin bize yaklaşımı, bizi yönlendirmesi; gelecekte nasıl biri olacağımızı ve kişiliğimizin oturmasını düşündüğümüzden çok daha fazla etkiler.

Anne ve babanın kendi arasındaki ilişkisi, genç bireye ne kadar ilgi gösterdiği, okul dönemindeki öğretmenlerin kişiliği ve eğitim anlayışı, gencin çevresinde rol model alabileceği birinin olup olmadığı... Tüm bunlar genci etkileyen temel faktörlerden bazılarıdır ve bunlara çok daha fazla örnek verilebilir.

Bu dönemin gencin kafasını karıştıran zorlu bir süreç olduğundan bahsetmiştim; dolayısıyla hata yapma olasılığı da oldukça yüksektir. Bu noktada yapılan hataya verilecek tepkinin ne olduğu çok önemlidir. Genç birey hata yaptığında yetişkinin hemen kızması, ceza vermesi veya “Ben sana söylemiştim” diyerek onu utandırması, genci bir şeyler saklamaya ve yalan söylemeye itebilir. Tepkilerden korkan genç, risk almak istemez, özgüven kaybı yaşar ve bu durum hayatı boyunca değiştirmeye çalışacağı daha derin sorunlara yol açabilir. Oysa sert bir tepki yerine “Bunu nasıl düzeltebiliriz?” veya “Bundan ne öğrendin?” diye yaklaşmak, yetişkin ile genç arasındaki ilişkiyi sağlam temeller üzerine kurar. Bunun sonucunda gencin hem özgüveni artar hem de sorumluluk bilinci gelişir.

Bir de bizim kültürümüzde çok yaygın olan “Elalem ne der?” bakış açısı ve “Komşunun çocuğu” faktörü vardır. Başkalarının ne yaptığına odaklanıp gencin ne yapmak istediğine bakmadan, belirli toplumsal normlara göre hareket etmek ve onu başkalarıyla kıyaslamak, ebeveynlerin sıkça düştüğü hatalardandır. Burada şu unutulmamalıdır ki; yetişkinin kendi gençliğindeki şartlarla bugünün şartları aynı olamaz. Herkesin hayatı, aynı ülkede yaşasalar bile tecrübe ettiği toplum farklıdır.

Ayrıca söylem ve eylem tutarlılığı da genç birey için kritiktir. Yetişkinin dedikleri ile yaptıkları birbirini tutuyor mu? Eğer ikisi arasında bariz bir uyumsuzluk varsa yetişkinin otoritesi sarsılabilir. Yetişkin, gence bir öğüt verip kendisi bunun tam tersini yapıyorsa doğal olarak genç birey de o öğüdü ciddiye almayacaktır.

Sonuç olarak bunlar gibi birçok neden, faktör veya öneri sıralanabilir. Yetişkinlere düşen asıl görev, gençleri tek bir kalıba sokmak yerine onlara kendilerini keşfedebilecekleri güvenli bir alan sunmaktır. Bence gençlere sürekli ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini söylemek yerine; önce onları dinlemek ve hata yapmalarına müsaade etmek atılacak doğru adımlar olur.

Beste Karar
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar

YKV Content:1691